Sosyal Sorumluluk

20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçerken değerler hızla değişmekte, “doğal” olan yerini “yapay”a bırakmaktadır. “Gerçek” yerini “sanal”abırakmakta, bireyler bu hızlı değişime ayak uydurmakta zorlanmaktadır (Atabek, 2005). Türkiye’de aile kurumu, bir yandan artan iç ve dış göçlerden, son dönemlerde başta televizyon ve internet olmak üzere yaygınlaşan kitle iletişim araçlarından etkilenmiştir (BKSGM Yayınları, 2006).

Meydana gelen kitlesel ve sosyal değişimler, bireylerin değer yargılarını da etkilemiştir. Sanayileşme ve kentleşme bireyi kalabalık gruplar içerisinde değersizleşmeye doğru iterken, teknolojik gelişmeler bilgi paylaşımını hızlandırmıştır. Bunun bir sonucu olarak da dürüstlük, yardımseverlik, şefkat gibi değerler de sorgulanır hâle gelmiştir. Böylesi değişken bir ortama doğan ve bugün kendi kimliklerini oluşturmaya çalışan ergenlerin de hayatlarını üzerine oturtacakları temel değerleri bulmaları zorlaşmıştır. Dolayısıyla bir önceki nesillerin büyüyüp geliştiği şartlar ile ergenlerin içinde bulunduğu şartlar aynı değildir. Dünya değişince ergenlerin hedefleri, hayat bakışları ve değerleri de doğal olarak farklılaşmaya başlamıştır. Örneğin bir önceki nesilde “topluma uyum sağlama, dürüstlük, aile ve akraba ilişkilerine önem verme, merhamet” gibi konular öne çıkarken bir sonraki nesilde “özgüven, cesaret, bireyselleşme, rekabet” gibi konular öne çıkabilmektedir. Ergenler için önem kazanan değerler de içinde bulundukları şartlardan oldukça etkilenmektedir. Bireyin hayatı ve değer dünyası, kendi kişilik yapısı kadar çevresinden öğrendiği bilgiler ve edindiği tecrübelerle de yakından ilişkilidir (Düzgüner, 2015).

Günümüzde yetişkinler arasında, gençlerin değer kaybına uğradığı yönünde genel bir kabulün olduğu da söylenebilir. Gençlerin artık eskisi gibi toplu taşıma araçlarında yaşlılara yer vermediğinden, büyüklerine saygı göstermediğinden, internet bağımlısı hâline gelip sağlıklı sosyal ilişkiler kuramadığından şikâyet edilmektedir. Bu tespitlerde haklılık payının olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle, nesiller arasında değer yargılarında yaşanan değişimin temel dinamikleri iyi analiz edilmeli ve öneriler sunulmalıdır (Düzgüner, 2015).

Bu gerekçelerle; günümüzde ergenlerin sorumluluk bilinçleri ve sosyal sorumluluk programlarında ne kadar yer aldıkları ve almak istedikleri irdelenmelidir.

Sorumluluk, başkalarını tanımak, onların değerlerine saygı göstermek; kısaca onların varlığını kabul etmektir (Taşlıyan, 2012). Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre sorumluluk, “Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet” olarak tanımlanmıştır (TDK, 2015). Bir başka tanımla, sorumluluk, belirlenen bir görevi yerine getirmek için o işi yapmakla mükellef olan bir kişinin uymak zorunda olduğu kurallar bütünüdür. Sorumluluk kelimesi özellikle son yıllarda önemle üzerinde durulan sosyal sorumluluk kavramıyla daha da önemli hale gelmiştir. Sosyal sorumluluk, kişilerin toplu yaşamdaki faaliyetlerinden dolayı çevresinde yarattığı olumlu veya olumsuz etkileri değerlendirerek, olumsuz etkilere karşı önlem alması olarak tanımlanabilir (Kaya, 2008). Bu tanımdan da yola çıkacak olursak, bir kişinin sosyal sorumluluk içeren davranışlarda bulunması için, başkalarının ihtiyaçlarını, hedeflerini anlaması ve buna uygun davranışları üretmesi gerekmektedir. Her bireyin, kendi sınırları ölçüsünde, bulunduğu ortamın gelişimini etkileme potansiyeli ve sorumluluğu vardır. Günümüzde giderek artan bir öneme sahip olan sosyal sorumluluk bilinciyle bireyler var oldukları topluma hizmet ederek bu sorumluluklarını yerine getirmeye çalışmaktadır. Sosyal bir birey olarak insan, yaşamını sürdürürken yaşam kalitesini yükselten çeşitli etkinliklerde bulunmak, çeşitli destekler almak ve çeşitli destekler vermek durumundadır. Diğer bir deyişle, değerlerden yararlanırken değerler yaratmak zorundadır (Şirin, 2005).

 

Bireyin karşılaştığı ilk toplumsal kurum ailedir. Birey ailede iyi-kötü, güzel-çirkin gibi sosyal normları, gelenek-görenekleri ve değer yargılarını öğrenir. Aileden sonra toplumsallaşmanın diğer ortamları, mahalle, sokak, okul, kütüphane, spor kulüpleri, dernekler, vakıflar vb. olarak sıralanabilir. Bunlardan hiç şüphesiz en kritik öğe olarak okul ön plana çıkmaktadır. Okul formal boyutu ile bireyin toplumsallaşma sürecine doğrudan etki eden kurumdur (Şirin, 2005). Okullar, sadece çocukların akademik başarısı için değil, aynı zamanda sorumlu, iyi bir insan olarak da yetişmesi için çaba göstermektedir (Dagget, 2003).

 

Hem ilköğretim, hem ortaöğretim hem de yükseköğretim düzeyindeki eğitim kurumları, sosyal sorumluluklarını, öğrencilerini çevrelerine ve topluma duyarlı bireyler olarak yetiştirerek yerine getirmektedir. Öğrencilerin; kendilerine, ailelerine, çevrelerine ve topluma duyarlı, gönüllü çalışma bilincine sahip, sorun çözen ve çözüm üreten, resmi, özel kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde çalışma becerilerini geliştirmiş bireyler olarak yetişmeleri için, sosyal sorumluluk programları giderek önem kazanmaktadır (Bulut ve Kara, 2012). Sosyal sorumluluk çalışmaları, gençlerin içinde bulundukları toplum için bilinçli, planlı projelerde görev almak yoluyla öğrenmelerini ve gelişmelerini hedeflemektedir (Saran ve ark., 2011). Sosyal sorumluluk bilincinin yerleşmesi ve gelişmesi için toplumsal desteğe ve eğitime ihtiyaç vardır (Hotamışlıve ark., 2010). Yapılan çalışmalarda da sorumluluk duygusunun oluşmasında bireyin eğitimi ve sosyalleşmenin belirgin rolü olduğu görülmektedir (Töremen, 2011). Bu nedenle öğrencilere eğitimleri sırasında öğrendikleri bilgi ve yeterlilikleri gerçek sorunlara çözümler üretmek üzere kullanabilmelerine ve sosyalleşmelerine olanak sağlanmalıdır (Saran ve ark., 2011).

 

Okul döneminin bireylerin davranışlarının geliştiği süreç olduğu düşünülürse; olumlu sosyal davranışın gelişiminde özellikle ergenliğin önemli bir dönem olduğu da düşünülmelidir (Carlo ve ark., 2003; Fabesve ark., 1999). Ergenlerin topluma ve dünyaya duyarlı olması, sosyal sorumluluk bilinci taşıması, kendi yaklaşımını ortaya koyması açısından sosyal sorumluluk programları ergenler için de oldukça önemlidir (Saran ve ark., 2011). Bu nedenle ergenlerin sosyal sorumluluk projelerine katılmaları, toplumun sorunlarına duyarlılık kazanmaları hedeflenmektedir (Anderson, 1998).

 

Araştırmalar göstermiştir ki; ergenlik yıllarında bireylerin sosyal sorumluluk programlarına dahil edilmesi onların kişilerarası iletişim becerilerinin gelişimine, kendilerini geliştirme, sosyal uyum, duygusal anlamda tatmin ve bireylerin kendilerini iyi hissetmelerine, dayanışma sağlamalarına, sorunlara çözüm üretme yeteneğine, liderlik becerilerine, özgüven gelişimine ve empati kurma becerilerinin gelişimine katkısı bulunmaktadır (Elma ve ark.,2010; Moely ve ark., 2002; Ünal,2009).

 

Özdemir ve Tokcan (2010) tarafından yapılan çalışmada da öğrencilerin toplumsal duyarlık kazanmalarında, toplumsal sorunları fark etmelerinde, toplumla kaynaşmalarında, yardımlaşma ve dayanışma konusuna önem vermelerinde sosyal sorumluluk projelerine katılmalarının etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

 

Öğrenciler ile yapılan çalışmaların; onlarda sorumluluk bilincinin artması, kendini değerli hissetme duygusu, birey olarak etkili olma duygusu, sosyal yeterliliklerin artması, okul disipliniyle daha kolay uzlaşma, eğitmenler ve diğer yetişkinlerle daha etkili iletişim kurma becerisi, farklı sosyoekonomik özelliklere sahip ve farklı kökenden insanlarla gönüllü olarak ilişki kurma yeteneği kazanma gibi olumlu etkileri bulunmaktadır (Saran ve ark., 2011). Bu uygulamalar; öğrencilerin kavram becerisini ve entelektüel gelişimi olumlu yönde etkileyerek, akademik başarılarını destekler, kişilerarası ve liderlik becerilerini geliştirir, topluluğu birbirine bağlar, öz güveni geliştirir, kendini gerçekleştirmeyi sağlar, gerçek dünyadaki yeni durumları deneyimleyerek öğrenmeyi sağlar ve uyum becerisi kazandırır (Cartwright, 2010). Sosyal sorumluluk programları sayesinde çocuklar ve gençler kendi kültürü hakkında bilgi sahibi olur ve kendi kültürünü öğrendikçe sahip oldukları kültüre ilişkin farkındalıkları pekişir. Bu farkındalık sayesinde nasıl yaşadığını ve nasıl yaşaması gerektiğini değerlendirebilir.

 

Duygularının farkında olduğunda ve onları kontrolü altında tutabildiğinde daha berrak ve yaratıcı düşünebilir; stresini ve güçlüklerini yönetebilir; başkalarıyla iyi iletişim kurabilir; güven ve empati sergileyebilir; toplumsal sorunlarla yüzleşerek, onlar üzerinde düşünme, tartışma olanakları bulabilir (Ersanlı, 2011; Beydoğan, 2012).

 

Sosyal bir varlık olarak insan önce kendine karşı, ardından da yaşadığı çevreye karşı bir takımsorumluluklarını yerine getirmektedir (Şirin, 2005). İnsanın yetiştiği toplum, aile özellikleri, aldığı eğitim insanın biyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel özelliklerini belirler. İnsanın özellikleri ve koşulları sağlığını, insanın sağlığı aile ve toplumun sağlığını belirlemekte, toplum ve çevre koşulları da insanın sağlığını etkilemektedir. İnsan, toplum, sağlık kavramları arasında sürekli ve çok yönlü bir ilişki vardır (Swanson, 1993).

 

Özellikle yirmi birinci yüzyıla girildiğinde hemşirelik uygulamalarını bilimsel temellere oturtmayı amaç edinen hemşire liderlerin de hemşirelik biliminde sıkça ele aldığı bu kavramlar, hemşire teorisyenlerin ve kuramcıların da her zaman ilgi odağı olmuştur (Ocakçı ve Alpar, 2013). Yönetmelikte de belirtildiği üzere hemşireler her ortamda bireyin, ailenin ve toplumun ihtiyaçlarının belirlenmesi ve belirlenen ihtiyaçlar çerçevesinde planlama, uygulama, değerlendirme ve denetleme yapma konusunda yeterliliğe sahiptir (T.C. Resmi Gazete, 19.04.2011, sayı: 27910).

 

Okul hemşireleri; çocukların ve gençlerin entelektüel potansiyellerini kullanarak bireysel yeteneklerini artırmak, şu anda ve gelecekteki fiziksel, sosyal, kişisel ve emosyonelgelişimlerini olumlu etkilemek için yararlı kararlar alan kişiler olması bakımından, okul toplumunda anahtar role sahiptir (Bahar, 2010; Holtve ark., 2003; NASN, 2011). Amerikan Okul Sağlığı Ulusal Birliği (ASHA), okul hemşiresini; bakım verici, eğitici, danışman, vaka yöneticisi, savunucu ve araştırmacı etkinliklerden sorumlu meslek üyesi olarak tanımlamıştır (Bahar ve Haney, 2016). Gençlerin topluma hizmet amaçlı özellikle Sağlığa Yönelik Sosyal Sorumluluk programlarına dâhil edilmesi, topluma ve özel gruplara katkılarının sağlanması hemşirelerin eğitici, araştırmacı, danışman rolleri ile mümkün olabilir.

 

Uygulanacak sosyal sorumluluk projeleriyle; ergenlerin çevresindeki sorunlara karşı duyarlı, desteğe ihtiyacı olan kişilerle gönüllü ilişki kurabilen, yardımsever, girişimci, çözüm odaklı bireyler olarak yetişmelerini sağlamanın yanında; ergenlerde duygusal tatminin sağlanması, kendini iyi hissetme, sosyal sorumluluk konusunda farkındalık yaratılması hedeflenmektedir (Saran ve ark., 2011; Ersanlı, 2011; Beydoğan, 2012).

 

Hemşireler, bilimsel bilgi üreten, kullanan, kendini ve başkalarını tanıyabilen, akıl yürütme ve muhakeme yeteneği gelişmiş, dürüstlük, güven, otonomi özellikleri sergileyen, cesaretle adım atabilen, duyarlı, estetik sezgi, empati, özgeci (alturistik ilgi), sorumluluk bilinci gelişmiş kişilerdir. Bu özellikleriyle hemşirelerin okullarda öğrencilere iyi bir rol model olacağı düşünülebilir (Arslan, 2008).Okulhemşiresi, ergenleri tüm okul yaşamı boyunca ailesi, yaşam koşulları ve sosyoekonomik düzeyi ile birlikte değerlendirerek birey, aile ve okul toplumu arasında işbirliği yapabilen kişidir (Özmen ve ark., 2008; T.C. Resmi Gazete, 19.04.2011, sayı: 27910).

 

Tüm öğrenciler gibi ergenlerde, günün büyük kısmını okulda geçirmektedir. Okul yaşamıyla ergenler ilk kez toplum hayatına girerken, başkaları ile sosyalleşerek yeni ilişki ve arkadaşlıklar kurar ve çeşitli faaliyetlere katılırlar (Ergüder ve Yertutan, 2005). Bu nedenle ergenlerle yürütülecek hemşire liderli yapılan çalışmalara sosyal sorumluluk projelerinin eklenmesinin ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

 

Sağlığa Yönelik Sosyal Sorumluluk Programı kapsamında; bedensel / fiziksel veya zihinsel engelliler, kanser hastaları, otistikler, organ bağışı, kan bağışı hastaları, AIDS, transplanthastaları, kimsesiz ve bakıma muhtaç çocuk ve yaşlılar, şiddet gören kadınlar, doğal afet ve felaketlere maruz kalanlar, madde bağımlıları vb. durumları içeren dezavantajlı gruplarla yürütülen projeler ele alınabilir (Kuş, 2009; Yılmaz, 2011; Topaloğlu, 2013).Yönetmelikte yer alan, hemşirelerin görev yetki ve sorumlulukları değerlendirildiğinde ve hemşirelik mesleğinin özünde olan güven, sorumluluk, yardım edicilik, empatikbeceri, hümanistik yaklaşım, içtenlik, dürüstlük, destek olma, çözüm üretme, samimiyet, muhakeme yapabilme, etkili iletişim kurabilme becerisi vb. değerler düşünüldüğünde; hemşirelerin yukarıda belirtilen gruplarla yürütülecek çalışmalarda etkin olacağı düşünülmektedir (T.C. Resmi Gazete, 19.04.2011, sayı: 27910; Arslan, 2008; Öz, 1998).

 

NOT: Ayşe Şengel tez çalışmasından alıntıdır.

Sağlıklı Yaşam